Sinerji Hukuk Yazılımları Mevzuat & İçtihat Sinerji Hukuk Yazılımları Mevzuat & İçtihat Sinerji Hukuk Yazılımları Mevzuat & İçtihat

YARGITAY: BOŞANMA SONRASI ÇEYİZ EŞYALARININ AYNEN GERİ VERİLMESİ İSTEMLİ DAVALARDA ZAMANAŞIMI UYGULANMAZ!!! - 03.10.2011

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, boşanma sonrası çeyiz eşyalarının aynen geri verilmesi istemli davaların her zaman açılabileceğine, bu davalarda zamanaşımı uygulanmayacağına karar verdi.

Eşinden boşanan A..., "evlenirken yanında götürdüğü çeyiz eşyalarının eski eşinin konutunda kaldığını, boşanmalarından bugüne kadar davalı tarafından eşyalarının geri verilmediğini" belirterek, çeyiz eşyalarının ve evlendikten sonra alınan eşyaların yarısının kendisine aynen iadesine, bu mümkün olmadığı takdirde dava tarihi itibarıyla eşyaların tutarının yasal faiziyle birlikte eski eşinden tahsiline karar verilmesi istemiyle dava açtı.

P... Asliye Hukuk Mahkemesi, çift arasındaki boşanma davasının 2006'da kesinleştiğini, eşya davasının ise 2008'de açıldığını belirterek, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun,"Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zaman aşımına uğrar" hükmünü içeren 178. maddesi gereğince bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu gerekçe gösterdi ve davayı zaman aşımından reddetti.

P... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararının temyiz edilmesi üzerine dosyayı görüşen Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozarak kararında, mahkemenin zamanaşımından davanın reddi yönündeki kararının, somut olguya uygun düşmediği belirtilerek, bir davada maddi olayları ileri sürmenin taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmanın ve dayanılan kanun maddesini belirlemenin ise hakime ait olduğu vurguladı. Davacının öncelikle eşyaların aynen iadesini, bu olmadığı takdirde eşyaların bedellerinin tazminini istediği anımsatılan kararda, eşyaların geri istenmesi davasının "istihkak davası" olarak kabul edilmesi gerektiğine işaret edildi.

Kararda, davanın, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun,"kişisel malların nelerden ibaret olduğunu" öngören 220,"her eşin yasal sınırlar içinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bu mallar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahip olduğunu" içeren 223/1,"her eş diğer eşte bulunan mallarını geri alır" düzenlemesine yer veren 226/1 ve" belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür" hükmünü içeren 222/1 maddelerine dayalı olarak açıldığının kabul edilmesi gerektiği ifade edildi.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi kararında, şu tespitler de yapıldı:

"Mahkemece yapılacak araştırma ve inceleme sonucu istenen eşyaların aynen mevcut olduğunun saptanması halinde uyuşmazlık bu açıdan mülkiyet hakkına dayandığından olayda zamanaşımı söz konusu olamaz. Eşlerden her biri kişisel eşyalarını her zaman mal rejiminin sona ermesinden önce ya da sonra isteyebilir. Bu istek mal rejiminin tasfiyesi halinde istenilecek katkı payı, değer artış payı veya artık değere katılma alacağı olarak nitelendirilemez ve değerlendirilemez. Bu tür eşyalarla ilgili dava boşanmanın eki niteliğinde davalar olarak da düşünülemez. O halde eşyaların aynen geri verilmesine ilişkin istihkak davaları her zaman açılabildiğinden zaman aşımına tabi değildirler."

Kararda, dava konusu eşyaların aynen mevcut olmadığının belirlenmesi halinde ise eşyaların toplam bedeline karar verilmesi gerekeceğinden, bu halde somut olayda zamanaşımının söz konusu olacağına dikkat çekildi.

Tarafların 2002'de evlenip, 2004'te açılan ve 2006'da kesinleşen kararla boşandıkları belirtilen kararda, başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerine göre evlendikleri tarihten boşanma davasının açıldığı tarihe kadar eşler arasında yasal edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu ve taraflar arasındaki geçerli mal rejiminin boşanma davasının açıldığı tarihte sona erdiği kaydedildi.

Daire, eşyaların aynen mevcut olmaması halinde ise istenen eşya bedelinin tazminat niteliğinde olduğuna karar vererek, olayda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 178. maddesi değil, aynı kanunun 5. maddesi yoluyla 818 sayılı Borçlar Kanununun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekeceğini vurguladı.

Kararda,"Boşanma kararının kesinleştiği 2006 yılından eldeki eşya davasının açıldığı 2008 yılına kadar 818 sayılı Borçlar Kanununun 125. maddesinde belirtilen 10 yıllık zamanaşımı süresi henüz geçmediğinden, işin esasına girilerek iddia ve savunma doğrultusunda toplanacak deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken olayda uygulama yeri olmayan 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 178. maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği görüşüyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir" denildi.

Habere konu olan 8. Hukuk Dairesi'nin 11.04.2011 Tarih 2010/5567 Esas 2011/2071 Karar sayılı içtihadının, mevzuat ve içtihat programımızda mevcut olduğunu belirtmek isteriz.